Cebimde 2TB Olmadan Sokağa Çıkmam

Sokağa çıkarken insanın cebinde mutlaka bir küçük miktar nakit para olmalıdır. Başa ne gelir belli olmaz, ama, artık cebimizde çok büyük miktarda veri depolama alanı olmadan dahi sokağa çıkmak mümkün değil. Güncel hayat halleri işte…

Continue reading →

Reklamlar

Ingress: Ankara’da Arttırılmış Gerçeklik Oyunu

Ingress hatırladığım kadarıyla bundan 1 ya 1.5 yıl önce piyasaya çıkarıldı. Bir arttırılmış gerçeklik oyunu kendisi. Başka bir deyişle elde telefon Ankara’da ordan oraya giderek oynayabileceğiniz hatta bütün dünyada oynayabileceğiniz bir oyun bu. Bakın nedir hikaye:

Continue reading →

Gmail mi, Messenger mı?

Ciddi Olan ve Olmayan İnternet Haberleşmesi diye birşey varmış. Varmış diyorum çünkü hiç böyle düşünmemiştim. Daha doğrusu iletişimin hangi kanaldan yapıldığının ciddiyet üzerinde bir etkisi olduğu aklımın kenarından bile geçmezdi. Ama insanlar öyle düşünüyorlarmış.

Geçenlerde birisinin diğerine (inanın kimlerdi hatırlamıyorum), “böyle bir daveti niye facebook gibi ciddiyetsiz bir yerden yapmış ki?” dediğini duydum.  Sanıyorum yemekhanedeydik, yan masada birisi diğerine demişti bunu, ama emin değilim şimdi. Düşününce tuhaf geldi.  Continue reading →

Sosyal Medya Denemeleri Yapıyorum Bu Sıralar

Bu dönem başlattığım yeni bir yüksek lisans dersim var. Adı, “İnternet, Sosyal Medya Ve Sanat”. Aslında oldukça geniş içerikli bir ders. Heyecan duyduğum bir ders. Sonuçlarını görmek istediğim bir ders.

Bu dersin bir parçası da sanatçının sosyal medyayı nasıl kullanması gerektiği ile ilgili. Bu bağlamda elbette pek çok kaynaktan beslenmiş olmama rağmen gene de denemeler yapma ihtiyacı hissettim. Sonuçlarını merak ettim. Continue reading →

Web Sayfasını Büyütmek/Zoomlamak İçin Bir Araç

Geçenlerde, oldukça zamandır şikayet ettiğim, net görememe hadisesini çözmek için doktora gittim. Zira, oldukça rahatsız ediyordu. Özellikle cep telefonundan bir şey okumak neredeyse imkansız bir haldeydi. Her neyse, gittim doktora, baktılar gözlerime, karşı duvara yansıyan harfleri falan okuttular ki, sonuç, her iki göz de 1 numara bozulmuş. Neden dedim, yaştan dedi doktor. İyi ne yapalım.

Sonrada gözlüklerimi aldım ki, ben bu durumu şöyle tanımlıyorum: gözlüksüz herşey SD fekak gözlükle herşey HD. Gözümde ayrı bir aparat olarak durması dışında hiç bir sorunum yok. Continue reading →

Blog Okunurluğum Fırladı

Bu internet ne kadar tuhaf bir yer. Neredeyse 2 yıldır bu bloğum var ama ne zaman sanatı sepeti, hayatla ilgili olanı yazmayı bırakıp android uygulaması üzerine birşeyler yazsam, okunma patlaması yaşıyorum.

5 gün önce bir yazı yayınladım. “Hayatımı Kolaylaştıran En iyi 13 Android Uygulaması” başlığı ile. Okuyucu sayısı bir anda 5 değil, 10 değil, 15 katına çıktı. Blog sayaçları çıldırdı bir anda. Ne biçim işmiş bu böyle. Ama sebebini de bilmiyor değilim. Continue reading →

Hayatımı Kolaylaştıran En İyi 13 Android Uygulaması

Tam bir internet müptelasıyım denebilir. Hani fişini çekip tatile bile gönderemeyeceğiniz cinsten birisiyim. Her şeyim internet üzerinde. Yapıp ettiklerim, yapıyor ediyor olduklarım, photoshop’ım, blogum, düşüncelerim, kısaca her şeyim. Bütün bu ‘tolga sphere on internet’ için de yoğun olarak uygulamalar kullanıyorum. Bu uygulamalar da hayatımı büyük ölçüde kolaylaştırıyor, kendimi dışa vurmamı sağlıyor, bilinirliğimi arttırıyor. Belki bu kullandığım uygulamalar sizler için de kullanışlı olabilir düşüncesi ile ne kullandığımı sizinle paylaşmayı düşündüm.

Continue reading →

Facebook’ta Paylaşımlar 100 Kişiden Fazlasına Ulaşmıyor

Sanıyorum 2009 yılından bu yana facebook kullanıcısıyım. Çok da memnun bir kullanıcı olduğum da söylenemez, zira hem facebook’un ana sayfamı sürekli değiştirip durması yüzünden, hem de paylaşımlarımın 100 kişiden fazlasına ulaşmaması durumu yüzünden. Nereden çıktı bu 100 kişi rakamı derseniz anlatayım.

Continue reading →

Kişisel Sosyal Medya Düzenleme Araçları Araştırması

Birçok sosyal ağ kullanıyorsanız, bunları tek noktadan idare etmek aslında işi çok kolaylaştıran bir şey. Pek çok ticari marka da zaten böyle yapıyor. Ama ben de kişisel hesaplarımı ve sosyal medya kanallarımı tek noktadan idare etmek, postlarımı önceden zamanlayabilme isteğiyle, ufak bir araştırmaya çıktım. Ne de olsa artık twitter da kullanmaya başladım ve orada bir tweetin hayatta kalma süresi çok kısa. Dolayısıyla daha fazla gevezelik yapmak gerekiyor. Ancak gördüm ki, benim istediğim tüm kanalları istediğim gibi idare eden uygulamalar yok.

Continue reading →

Ben Hiç Mobil Bir İnsan Değilim Galiba

Ben hiç mobil bir insan değilim. Bunun yaşla da pek alakası yok sanıyorum. Eskiden de bir yerlere gitmek için hareket etmek bende rahatsızlık yaratırdı ve hiç sevmezdim. Sevmezdim ama sonrasında da gittiğim yerden dönmek istemezdim. Şimdi de durum aynen bu. Tatile gideceğim ama hazırlık safhası beni sinir etmekle birlikte, oradaki düzeni nasıl kuracağım kısmı da can sıkıcı. Continue reading →

Sosyal Medya Gereklidir.

Hand holding a Social Media 3d Sphere

Geçenlerde, bizden mezun bir öğrencimiz bizi ziyarete geldi. Hal hatır muhabbetleri derken, neden yaptığımız hiç bir etkinliğe katılmadığına geldi mevzu. Katılmıyormuş çünkü haberi olmuyormuş. Ben de ona, sosyal ağları kullanıp kullanmadığını sordum haliyle. “Hayır hocam” dedi. “ben insanlarla yüz yüze iletişim kurmayı seviyorum” diye cevap verdi. Çok slogan bir cevap. Alkış da alıyor ama, malesef külliyen yanlış bir düşünce biçimi.

Youtube’un yasaklandığı yıllar. Küçücük bir çocuğun yaptığı bir salaklığı ciddiye alıp da koca bir sitenin, youtube’un erişimi engellenmişti. Gurur meselesi yaptık. Bu saçma videoyu ciddiye aldık. Dünya güldü halimize. Hepimiz DNS uzmanı olduk, kanadadaki bir tunel sahibi çocukta bizim bu yasak sayesinde zengin bile oldu derken insanlarda konu hakkında söylemlerde bulunuyorlardı. Kim söyledi, hiç hatırlamıyorum ama birisi “E bizde youtube’a bakmayız canım” gibi bir yorum getirmişti. “Yuh” demiştim kendi kendime, “sanki televizyona bakıyor (izliyor demiyorum, bakıyor)” diye içimden geçirmiştim. Herhalde, youtube’u komik videolar izlemek için kullanılan bir internet televizyonu olduğunu sanıyorlardı. E onlar için öyle, zira algılanan ne kadarsa, gerçeklik de o kadardır. Oysa orada ne kadar ilginç bilgiler, belgeseller var. Derslerimiz için kaynak olarak kullanıyoruz orayı.

Herneyse, bu iki durum da benim için paralellik arz etmekte. Paralellik bakış açısında. Olayın küçük bir bölümünü algılanabilmiş ve bir de bunun üzerine, doğru dürüst anlamadan, yorum yapma seviyesine çıkmakta. Yani fikir(anlama)  olmadan zikir(söz etme) olması durumunda. Bu çok yanlış bir davranış biçimi aslında.

Sosyal ağlar gereksiz değildir. Çok da gerekli değildir elbette ama onlar sayesinde yakaladıklarınızı bir düşünün. İlkokul, ortaokul ve lise arkadaşlarınızla yeniden irtibata geçmediniz mi, güncel haberlerden haberdar olmadınız mı, bir arkadaşınızın çocuğu olduğunu ya da bir başkasının vefaat ettiğini bu yolla öğrenmediniz mi, açılan ya da açılacak olan sergileri ya da sanat etkinliklerini, hem de dünya çapında, bu kanaldan duymuyor musunuz, sanatı ya da güncel haberleri bu kanaldan takip etmiyor musunuz, düşündüklerinizi bu kanal sayesinde duyurmuyor musunuz, güzel müzikler dinlemediniz mi bu sayede, işinizi geliştirmiyor musunuz bu kanaldan, kendinizi var etme yollarını kullanmıyor musunuz. Dikkat ederseniz yukarıdaki cümlede, sorular soruyor olmama rağmen, hiç soru işareti kullanmadım. Çünkü bunlar soru değil. Saydıklarımı ve daha fazlasını yapıyorsunuz zaten. E o zaman, niye hayatın dışına atalım ki bu durumu.

Dışına atarsak, o öğrencimiz gibi, hiç birşeyden haberi olmayan, ortaya çıkan fırsatları kaçıran, yeniyi göremeyen, gelişmeleri takip edemeyen insanlar oluruz ki, bunun öneminden bahsetmeme gerek bile yoktur sanıyorum. Bizi ziyarete gelen bu öğrencimizin de durumu da tam olarak bu. Yanlış anlaşılmasın, o öğrencimiz, çok da sevdiğimiz bir öğrencimiz. Ama bu düşünce biçimi, kendisini, akranlarından fersah fersah geride bırakmış bir durumda ki, aslında derdim o öğrencimizi eleştirmekten öte, onun durumunu örnek göstermekte…

Not: Sosyal ağlara yapışıp, onlarla yatıp kalkmaktan bahsetmiyorum elbette. Söylediklerimin hepsi, sosyal medya aracınızı doğru kullanarak (ve bu sayede bir ton içeriksiz içeriği pas geçerek) mümkündür.

Podcast

podcast_logo2Günümüz yaşam koşulları ve bunun yol açtığı hız, malesef okuma durumunu çok büyük oranda düşürmekte. Çünkü artık, pek çoğumuzun oturup, konsantre olup okuması, bunun için zaman ayırması, hatta bütün bunları başarıp ta okumaya başladığında, çevresel etkiler yüzünden okuma konsantrasyonunu devam ettirmesi çok zor. İnternetin ve sosyal medyanın da durumunu düşünecek olursak, okuma alışkanlığı artık çok büyük oranda değişime uğramakta.

Ben 74 doğumluyum. Televizyonun siyah beyaz olduğunu, daha sonra günde 4 saat renkli yayın yaparak renkli hayata geçiş yapıp, çok sonraları gün boyu renkli yayına başladığını bilen bir kuşaktanım. Kitap için, kitapçıya gidip, kitap alınıp, çok da çevresel etkiler yüzünden konsantrasyon bozulmadan okuma durumu yaşamış olan bir kuşaktanım. Radyo da hayatımda çok yer edinmiştir bu dönemlerde. Özellikle TRT 1 radyosunun, çocuk kuşakları ve radyo oyunlarını (tiyatrosu) zevkle dinlemiş, bu gün bile hala hatırlarım. Hala da o radyo oyunlarının hissini ararım. Görüntü olmadığı için, hayal gücünü kullanmayı sağlamasıyla benim için çok önemlidir radyo tiyatrosu.

Günümüzde ise artık herşey dijital halde ve dijital ortamda. Radyolar da böyle. Pek çoğumuz, radyoyu internetten dinler olduk. Bu çok da avantajlı oldu aslında. Çünkü radyoda yayınlanan programlar, artık MP3 formatında kayıt altına alınmaya ve bambaşka bir zamanda da dinlenmek için internette hazır bulunmakta.

Ancak, internette bulunan radyo programları, büyük oranda, standart müzik yayını olmakla beraber, yeni yeni ve BBC’nin öncülüğünde, belgesel nitelikli yayınlara dönüşmekte ki, bu sayede artık istediğimiz zaman bu programları cep telefonumuza indirebilmekte ve günümüzün tüm dünyada sorunu olan, trafik sıkışıklığı ve eve 1 saati aşkın sürede varabilme sürecimizde bize keyifli dakikalar yaşatabilmekte, yeni birşeyler katabilmekte. Ben de bunu büyük bir zevkle kullanan birisiyim. Özellikle Ankara denen İstanbul trafiğine sahip, 20 kilometrenin 1 saatte alınabildiği bu şehirde. Arabama telefonumu bağlayarak yapıyorum bu işi.

Özellikle takip ettiğim kanal ise BBC. Bu adamlar belgesel konusunda gerçekten çok başarılılar. Ancak teknik altyapıları biraz sorunlu. Bu yüzden, BBC Özel Dosyalar bölümüne web tarayıcısından erişmek ve oradaki “dinle” butonunu kullanmak gerekiyor. Link… Bu da araba kullanırken sorun olabiliyor. Hatta hiç çalıştırılamayabiliyor.  Ancak burada çok keyifli programlar var. Bir göz atmanızı ve dinlemenizi tavsiye ederim. BBC benim bildiğim en ilginç türkçe kanal ama yabancı diliniz varsa, her zamanki gibi dünya parmaklarınızın ucunda. Çok çeşitli kanallar var. Mesela itunes. Bilgisayarınıza indirirseniz, pek çok podcaste ulaşma imkanınız oluyor. Bunun gibi pek çok örnek var. Zamanım olduğunda bu yazıya eklerim.

Ancak demem o ki, günümüz insanı için okumak gerçekten çok zor. Ama dinlemek ve izlemek çok kolay. Bu durum, hız olgusu ile alakalı. Kitap, içinde yaşadığımız zaman diliminde hala en etkili yazı ve bilgi kaynağı olmayı sürdürmekte ama bunun alternatif durumları da artık eskisine nazaran çok daha revaçta. Mesela, bloglar. İnsanlar kitap okumak kadar, blog okumaya başladılar. Dolayısıyla, pıtrak gibi bir yığın blog türedi. Bunların pek çoğu ilk heyecan durumu yüzünden atıl kaldı ve yürümedi ama bir kısmı devam etti.

Blog yazıları 500 kelime ya da 1000 kelime arasında olur. Okunması kolaydır. Google’da bulunması kolaydır. Kişiseldir ve özgürce yayın yapılan bir alandır. Ancak hız olgusu bunları da etkiliyor malesef. İnsanlar, uzun blog yazılarını okumamaya başladı. Ben de kendi bloğum için aynı şeyi düşünüyorum. Okuma olgusu içinde yaşadığımız çağda biraz geri gitmeye başladı diye düşünüyorum.  Yeni durumlar ortaya konmalı diye düşünüyorum. Bunlardan bir tanesi de bloğu, podcast haline dönüştürmek. Yani sesli hale dönüştürmek. Böylece daha rahat bir blog durumuna ulaşabiliriz diye düşünüyorum. Nasıl yapılır hala bilemiyorum ama ilgimi çekmiyor değil. Kim bilir belki de bir sonraki yazım ses olarak karşınıza çıkar.

Blog Tasarımından Mutlu Olmayan Adam

blog-3

İnsan sanatla, tasarımla ilgili olmaya görsün. Karşısına ne çıkarırsanız çıkarın, mutlaka ona bir kulp takacaktır. Bu asıl alanındaki yapılan çalışmalara kulp takmaktan tutunda, kendi blog tasarımına kadar uzanır. Ben de aynen böyle bir adam oldum her nedense.

Geçenlerde blog tasarımımın çok sıkışık tepişik bir düzende olduğunu düşünerek, hem de okunurluğu artsın diyerek, başka bir template deneyeyim dedim. Hay demez olaydım. Onlarca şey denedim. Hiç biri tasarım biçimiyle ya da teknik altyapısı ile istediklerime uymadı. Bir süredir de dolanmaya devam ediyorum hangisi olsun diye. Bu gün, şu anki tasarımı buldum ve gene de %100 olmasada bunda karar kıldım. Ama elbette memnun değilim çünkü, monitörden okunan yazıların dişli tırnaklı (serifli) karekterler olmaması lazım. Bu çok yanlıştır aslında. Ama buna rağmen genede bu tasarımda karar kıldım.

Huysuzluk etmemem gerek biliyorum. Zira, parasız bir blog alanı kullanıyorum. Bu yüzden istediğim template’i yükleyemiyorum ya da üzerinde değişiklik yapamıyorum. Bu durumda elde ne varsa onu kullanmak zorunda kalıyorum. Bloğumun bu halinin açıklaması budur.