Robotların Fink Attığı Dünya

Robot teknolojisi gün geçtikçe ilginçleşiyor. Günden güne daha fazla işlev sahibi oluyorlar. Her gördüğümde de şaşırıyorum. Hoşuma da gidiyor. Bunlardan belki de günümüzde en önemli olanı ‘drone’lar. Her bir şeye yarayabilen küçük, uçabilen robotlar bunlar. Ve çok işe yarıyorlar ve çok işe yarama potansiyelleri var. Bu yazımda da bu yeni küçük arkadaşlardan biraz bahsetmek istiyorum zira teknoloji merkalısı olmayan insanların bile oldukça ilgisini çeken bir durum bu.

Robotlarla ilişkimiz aslında oldukça ilginç insanlık olarak. Hem merak ediyoruz, hem de çekiniyoruz. İkisinde de çok haklıyız. Merak ediyoruz çünkü, çok ilginçler ve çok potansiyelleri var. Çekiniyoruz çünkü bizden daha akıllı olmalarından korkuyoruz. Bu merak ve çekinme diyalektiği, içindeki gerilim yüzünden yönetmenler tarafından çoktan el atılmış bir konu. Üzerine çokca filmler yapıldı. Kimi robotu çok sevdik, kiminden de hoşlanmadık. Mesela R2D2 ve C-3po’yu çok sevdik (star wars). İkisi de çok sevimli ve insansı robotlardı. Ama ikisi de insan yeteneklerinin yanından bile geçemeyecek özellikteydiler.

Filmin çekildiği yılları ve robotlarla ilk defa tanıştığımızı düşünecek olursanız, oldukça ilgi çekici idi. Ancak, belki de starwars’un etkisi ve bilgisayar teknolojilerinin gelişmeye başlamasıyla, bu tip robotlara giden yol da açılmaya başladı.

Daha sonrasında aklıma gelen ilk robot, Kubrick’in, “A Space Oddysey:Dawn of the Man” filmindeki HAL 3000. (Bu arada ne kadar önemli bir film olduğunu da vurgulamak isterim)

Aklıma Terminatör geliyor. Yarı-insan yarı makine yani sibernetik yapı. Bir robot ve yok edilemediği gibi öldürmeye programlanmış. Belki de terminatör’ün zamanı artık robotlardan korkmaya başladığımız zamandır kim bilir.

Bir de yakın zamanda gördüğüm “Irobot” ve NS5’ler. Aslında iyi robotlar ama yazılımları değiştirilerek ordu haline getiriliyorlar. Asimov’dan esinlenen 3 kural yüzünden, insanları da korumak için dünyayı ele geçirmeye çalışıyorlar. Tipik bir Will Smith filminden öte değil.

Bunlar işin kurgu (fiction) kısmı. Gelelim gerçeklere.

Satranç oynamayı çok severdim. Bir gün, her nerden duyduysam, dünyaca ünlü rus bir satrançının adını öğrenmem ile onu bir bilgisayarın yendiğini öğrenmem bir olmuştu. Ama internet olmadığı için bu bilginin detaylarına ulaşmak mümkün olmamıştı. Ama önemli anahtar sözcükleri aklımda kalmış ve ne hikmetse bu güne kadar unutmadım. Anahtar sözcükler Kasparov ve Deep Blue. Belki inanmayacaksınız ama bu gün, bu yazıyı yazarken ilk defa bu anahtar sözcükleri kullandım google’da ve hikayeme de ulaştım. Kasparov’u ve Deep Blue’yu ilk defa gördüm. 18 yıl sonra.(daha önce de görebilirdim ama daha yeni görüyorum. Tuhaf)

Tanıştırayım: Deep blue. IBM ürünü. Satranç oynamak için tasarlanmış bir alet. İlk oyunda Kasparov’a yeniliyor. Sonraki oyunlarda 2 defa berabere kalıyor, daha sonra da bu hep böyle sürüp gidiyor. Satranç bilenler bilir; maçın “pat” olması yani berabere kalması durumu aslında iki duruma işaret eder; ya tahtada sadece iki tane şah kalmıştır, mat etme imkanı yoktur, ya da taraflardan bir tanesi yenileceğini anladığı zaman karşıdaki oyuncuyla anlaşarak, berabere kaldığını duyurur (yani yenileceğim belli, devam etmek istemiyorum demektir bu). Dolayısıyla beraberlikler aslında yenildim demektir diyebiliriz çoğu zaman.

Garry Kasparov.

Deep Blue, benim makinelerin insanların yeteneklerine yaklaştığını duyduğum ilk bilgisayardır. Ama sonrasında insanlar, robotları daha pratik alanlarda işe yarasınlar diye geliştirme yoluna gitmeye başladılar. Taşıyabilsinler, konuşabilsinler, bilgi aktarabilsinler, kısaca insana assist edecek yetenekleri üzerine yoğunlaşılmaya başlandı. Eminim arada, pek çok adı duyulmuş robot olabilir pek çok özel yetenekle. Ama şimdi aklıma bunların hiç birisinin adı gelmiyor.

Robot ya da elektronik deyince bundan bir 15-20 yıl önce direkt Japonya gelirdi. Zira bütün elektronik inovasyonlar onlar tarafından yapılırdı. (Daha sonra işi giderek Çin ve Kore’ye kaptırdılar, Ekonomik deflasyon onları bu alandan çok uzaklaştırdı). Ama robot olayında hala çok ilginç bir buluşları var. Honda’nın geliştirdiği bir robot mesela: Asimo

Asimo, eli kolu kafası olan bir robot ve bu bağlamda türü homonoid. Yani insansı. Yetenekleri için aşağıdaki videoyu izlemenizi öneririm.

(Baktığını göremeyenler için küçük not: Asimo, bir bardağa su koyuyor ve onu uzatıyor. Bu hareket insan için çok doğal elbette ama su koymak için sürahiyi ve bardağı tutmak için saniyede kaç bin veriyi işliyor acaba da bardak ya da sürahi elinden düşmüyor asimo’nun? Ya da bu işlem sırasında vücudunu ve dengesini korumak için kaç bin işlem yapıyor? Baktığınıza dikkat edin, o bir makine)

Neyse, lafı daha da uzatmayayım da konumuza geleyim; Günümüzde araba üreten robotlar da var, nesne üreten robotlarda. Bunların hiç birisi homonoid değil. İnsanı taklit etmeye çalışmıyor. Daha ziyade belirli amaçlara hizmet etmek için üretilenler söz konusu. Mesela araba üreten robot kollar gibi. Ancak çok yakın zamanda peydah olan bir başka robotik nesne var. Hatta bu nesneyi bu gün bile gidip bir D&R’larda görebilirsiniz. Uzaktan kumandalı drone diye geçiyor.

Bu dronelar, 4 veya daha fazla rotorlu (niye motor denmiyor bilmiyorum), küçük, programlanabilen, dengesini koruyabilen, uçan küçük robotlar.

Akıllılar çünkü onlara sadece nereye gitmesi ve ne yapması söyleniyor ama nasıl gideceği ve nasıl yapılacağı söylenmiyor. Ve dronelar bunları yapıyor. Kullanım alanı çok geniş. Diyeceksiniz ki “bunlar yeni mi icad oldu?. Hiç sanmıyorum. Askeridir muhtemelen ilk icadı. Tepe tepe de kullanılmıştır mutlaka. Hatta yenisi bile vardır ellerinde de eskiyi piyasaya kakalıyorlardır diye düşünmeden edemiyorum. Her neyse. Bunların ne işe yaradığını ben değil de işin uzmanı anlatsın: Vijay Kumar. (video TED konuşmasıdır, alt yazısı türkçedir.)

Amazon ne planlıyor bakın. Artık amazondan sipariş veren amerikalıların kapısına 30 dakikada dronlar siparişlerini ulaştıracaklarmış. Bu gerçek bir proje. 2015’de başlamayı planlıyorlar. Bakın demosu nasıl:

İnanılmaz değil mi. Son söz: Robotlar, ikinci rönesans gerçekleştirip, dünya yaşamını insanların idaresinden almaktan çok uzaklar. Çünkü insanın robotlara ihtiyacı olduğu kadar robotların da insana ihtiyacı olacaktır. Bakınız, konuya ilişkin Matrix’den bir sahne:

Peki bu iş nereye gidiyor deyip, son videomuzu da koyalım. Bir BBC Belgeseli.

Küçük not: Konu üzerine TED’de 14 konuşmalık bir playlist var. İzlemek isterseniz:
http://www.ted.com/playlists/135/will_drones_save_us_or_destroy.html

Sent from Evernote
Reklamlar

2 Comments

Yorumlarınızı Bekliyorum...

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s