Blogun Okunurluğu Çok Önemli

Blog yazmak güzeldir ama onu okunur kılmak, insanların kaçmadan istediklerini vermeyi başarmak daha da güzeldir. Ama çoğu blog yazarının atladığı, önemli bir mesele var ki o da tasarım yani sunum yani pazarlama. Çok defa yazmışlığım vardır: pazarlama herşeydir. Bunu atlamak hiç iyi olmuyor. Bu gün biraz blog okuyayım diye bir araştırma yaptım. Ama çoğu blogu okumadan geçtiğimi fark ettim. Bunun en temel sebebi tasarımlarıydı. Okunur bir blog yazmak için tasarım çok önemli….

Cem Yılmaz, gösterilerinin çoğunda, söyleyecek sözlerini, yapacağı esprileri ayarlamak için süreye ihtiyaç duyar ve süre kazanmak için komedyenin ne olduğunu uzun uzun anlatır ya, ben de yazacak birşey bulamadığımda blog olayı üzerine eğiliyorum. Bu da bir itiraf. Ama gene de ters giden birşeyi gördüğümde uyarmak da benim için bir ihtiyaç.

Görsel-işitsel bir çağda yaşıyoruz ve insanlar internette yazı okumak için çok da zaman kaybetmiyorlar. Birde bunun üzerine zor okunan yazılar oldu mu kimse bununla vakit kaybetmiyor ve surfe devam ediyor. Bu gün bloglar arasında gezinirken yaşadığım da tam olarak bu oldu. Uzun uzun yazılar, göz gezdirmek imkansız, görsellerle desteklenmemiş, ilginç değil…vs. Bunların düzelmesi iyi olur. Bu yazımda yapılan hataları ve düzeltme yöntemlerini önermek istiyorum.

İnternette hız faktörü çok önemli. Bilgiye ulaşmak ama hemen ve hızlı ulaşmak bir gereklilik. Bunun için blog sayfaları bazı kurallara göre düzenlenmeli.

Blogun adı romantik bir ad olmaktan öteye, anlaşılır ve hangi konuya, hangi içeriğe sahip olduğunu belli etmelidir. “Teknoloji günlüğü”, “of line” gibi isimler o bloğun bir tekno-blog olduğunu anlatır. Bu bloglar internette bulunduğunda, ne üzerine olduğu kolayca anlaşılabileceği gibi, meraklısının bakmasını meraksızın geçmesini sağlayacaktır. Ama benim şu anda okuduğunuz bu blogum gibi kişisel bloglar bunun dışındadır. Çünkü kişisel bloglarda konu serbestliği vardır ve başlık hepsini kapsamalıdır.

Öyle yazı başlıkları kullanılmalıdır ki ilgi çeksin. Bunu bir örnekle açıklamak isterim. Çoğumuz twitter kullanıyoruz. Twitter bilgisayardan kullanıldığında çok sıkıcı bir şeydir. Yazılar, yazılar durumu söz konusudur. Ama bir feed readerdan takip edildiğinde ilginçleşmeye başlar. Çünkü feed reader bu tweetleri biraz görselleştirir, biraz birbirinden ayırır. Ben Fliboard’u kullanıyorum. Ekran görüntüsü şöyle:

Bu readerlar son derece sıkıcı görünümleri biraz daha okunur kılıyor ama yetmiyor. Dedim ya başlık çok önemli. Bu readerlardan okusanız bile (mesela ben öyleyim) başlık ilgimi çekmiyorsa yazıya girip de okumuyorum. Bu yüzden başlıklar da ilginç olmalı.

Ama bir noktaya da değinmeden geçemeyeceğim. Ben blog yazarken ilginç olsun ya da okunsun diye yazmıyorum çoğunlukla. Böyle bir derdim yok. Kafamı boşaltıyorum ve insanlarla paylaşıyorum.

Görseller çok önemlidir. Görsel işitsel bir çağda yaşıyoruz. İnsanlar artık düm düz yazı okumaktan çok da hoşlaşmıyorlar. İçinde mutlaka renk olmalı. Hem de yazı okurken gene de sayfada bir kompozisyon ihtiyacı var ve görseller bunu sağlıyor.

Satırlar uzun olmamalı, tıpkı bir gazete sütünu gibi ince olmalıdır. Cümlenin ne kadar uzun olduğu o kadar önemli değil ama satır görsel olarak çok uzun olmamalıdır. Okunmuyor. Niye gazeteler bütün yazılarını sütunlara bölerek yayınlarlar? Öyle bloglar var ki, 1024px genişlikte kullanılmış ve yazının satırı 1024px boyunca devam ediyor. Satır bitiyor ve siz başa döndüğünüzde hangi satırı az önce okuduğunuzu bulmanız zor oluyor. Böyle blogları genellikle direkt geçiyorum. Tek satır bile okumuyorum. En güzeli yazı satırlarını maksimum 600-800px arası kullanmak. Fotobloglar bu durumun dışında elbette.

Çok fazla ekstra widget kullanılmamalıdır. Çünkü ekranın sağında solunda ne kadar çok görsel öge olsa o kadar karışıklık oluyor. Bir de bu ögeler animatik olduğunda iyice korkunçlaşıyor, yazı okunmaz oluyor. Bu durum öylesine abartılı vaziyetlerde ki, bir yazılımcı buna çare bulma ihtiyacını hissetmiş ve bir uygulama ortaya koymuş: Readability. Sayfadaki ıvırı zıvırı temizleyip, okuyucuyu sadece yazı ve görselleriyle baş başa bırakıyor.

Her paragrafın başı, bold kelimeler ile yazılmalı, o paragrafta ne anlatılacağının işareti verilmelidir. Böylece okuyucu hızla göz atarken ilgisini çekmek mümkün olabilir.  Çoğu zaman okuyucu sayfalar arasında dolaşırken, yazının başlığına ve görseline bakar. Yazının ilk birkaç cümlesini okur. Ya geçer ya kalıp, okumaya devam eder. Okumaya devam edenler için paragrafların ana cümlelerini kalın yapmak iyi olabiliyor. (kişisel fikrim). Buna bazı bilirkişiler, yazının taranmasının kolaylaştırılması diyorlar.

Sosyal ağlar efektif kullanılmalıdır. Hem de hepsi.  Geçenlerde televizyonda bir reklam gördüm. Çölün ortasında bir masa, üstünde bir bilgisayar ve heyecanlı bir çocuk. Şener Şen yaklaşıp o çocuğa orada ne yaptığını soruyor. Çocuk yeni birşey bulduğunu söylüyor. Şener Şen’de peki seni buradan kim duyacak deyip, çocuğu o yalnız çölden alıp götürüyor.  Sosyal ağ bağlantısı olmayan blog da aynen o çöldeki çocuğun hali gibidir. Yazıp durursunuz ama duyan olmaz. O yüzden bütün sosyal ağlara girilmeli ve kullanılmalıdır. Ama yetmez. Bu ağlarda izleyici sayınızı arttırmak zorundayız. Bu yüzden gerçek hayatta tanıdıklarımız ya da tanımadıklarımız şeklinde bir ayrım yapmadan,  (ama her önümüze geleni de kabul etmeden) izleyici sayısını arttırmak gerekir. Yazı yazıp oturmakla olmuyor.  Bunun için yazılımlar bile yapılmış…

Son olarak, blog yazısı (şu an benim yaptığım gibi) çok uzun olmamalı. Arama motorlarınca kolayca bulunur olmalı. Bunun için tag’ler yani arama kelimeleri doğru girilmeli. Çünkü sosyal ağlar, size yazının yazıldığı gün dönüş sağlarken, arama motorları uzun dönem dönüş sağlar. Dili, anlaşılır kullanmalı. Ve çok önemli bir şey %100 siyah fon üzerine %100 beyaz yazılar yazılmamalı. Böyle bir bloğu okuduktan sonra, gözünüzü odanın başka bir yerine çevirdiğinizde, aşırı kontrasttan kendini korumaya çalışan göz, düz duvarlarda satırlar görmeye başlıyor.

Ne zaman blog profesörü oldun da bu kadar laf ediyorsun diyebilirsiniz elbette. Hele hele blog okunma sayın 2000lerde dolaşırken. Haklı olabilirsiniz. Ama bu blog, ikinci versiyon. Birinci versiyon çökünce, okunma sayısı da görünmez oldu. Tahminimce o sayı 11.000’lerde idi. Şimdi 2000 daha oldu. yani 13000+. E artık yazayım böyle yazılar izninizle… 🙂

Reklamlar

One Comment

Yorumlarınızı Bekliyorum...

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s