Apple Samsung Savaşının Sonuçları

image

Apple ve samsung arasındaki kopyacılık davası uzundur bizim medyamızda olmasa da yabancı medyanın dilinde. Aslında yüzyılın en önemli ticari davalarından birisi de sayılabilir. Sorun ise Samsung’un Apple’ı taklit etmesi. Davayı apple kazandı ama kişisel olarak çok saçma bir durum olduğunu düşünüyorum….

Önce bilmeyenlere kısa bir bilgilendirme yapayım. Apple bir Amerikan devidir. Samsung ise Kore. Apple ilk yazılım ve donanım firmasıdır. Aralarındaki rekabet  ise akıllı cep telefonlarının ortaya çıkışı ve iyi bir pazar oluşu sebebiyle çok fazladır. Apple akıllı telefonlarda kullanılan pek çok şeyin kendi icadı olduğunu, samsung’un bunu taklit ettiğini söylüyor.

Akıllı telefon (smart phone) nedir? Akıllı telefon en temelde içinde yazılım olan ve kullanıcı tarafından yeni yazılımlar yüklenebilen telefonlara denir. Daha anlaşlır şekilde söyleyecek olursam; pahallı telefonlara denir. Hangi yazılımlar bunlar?

Dünyada 4 tane telefon ana yazılımı vardır. Bunlar Apple’ın geliştirdiği İOS (iphone operating system), google’ın geliştiştirdiği android, windows’un windows mobile sistemi ve nokianın çaresiz symbianı. İOS elbette iphone’larda kullanılıyor. Android samsung, htc gibi pek çok telefon üreticisi tarafından kullanılıyor. Windows mobile ise çok fazla cihazda kullanılmıyor ama söylentiye göre nokia kullanmaya başlayacakmış. Bunlar ana yazılımlar. Bir de bu ana yazılımlara eklenen ve kullanıcı seçimi doğrultusunda indirilen yazılımlar var ki bunlara uygulama deniliyor. Bu uygulamalar telefonu zenginleştiriyor.

Uygulamalar çok önemli. Uygulamalardan ne indirirseniz telefonunuz o oluyor. Mesela, bir resim yapma uygulaması indiriyorsunuz, telefonunuz resim defteriniz oluyor, kitap okuma uygulaması indiriyorsunuz, alet e-reader oluyor. Bu uygulamalar o kadar çok ki, ucu bucağı yok. Size bir örnek vereyim: şu an Bodrum’dan yazıyorum bu yazıyı. Burada sivrisinekler çok. Açık havada öyle rahat rahat oturup duramazsınız, yer bitirirler adamı. Ama ben telefonuma ultrasonik bir sinek kovucu uygulaması yükledim. Açıkta oturduğumda açıyorum uygulamayı, tüm sivriler vınn… Köpeklerin de merak konusu oldum bu sayede. Ultrasonik sesleri onlarda duyabiliyor ne de olsa. İşte uygulamalar böylesine zengin bir dünya. Ve cep telefonları içinde neredeyse ölüm kalım derecesinde önemli. Mesela buna yeterince önem vermeyen nokia batmak üzere

Cep telefonlarının küçük birer bilgisayara dönüştüğü bir çağda yaşıyoruz artık. Benim hep hayalini kurduğum bir durum aslında bu. Bi başka hayalimde var ki google onun peşinde. Gözümün önüne ya da retinaya ekranı yansıtabilen giyilebilir bir bilgisayar.

İşte böyle bir çağda, iki elektronik devi birbirine girmiş vaziyette. Apple ve Samsung.  Apple ürünleri ve buluşlarının kopyalandığı söylemiyle Samsung’a dava açtı. Çoğu kişi davanın sonucunu bekliyordu. Zira telefon kullanma şeklimizi değiştirmeye gebe bir durum ortaya çıkacaktı.

Apple’ın söylemi şuydu: tasarımda: kenarı yuvarlaklaştırılmış dikdörtgen kasalı, en alt ortada tek bir fiziki düğmesi olan, dokunmatik ekran üzerinde kare ikonlara tıklayarak çalışan herşey apple’ın buluşudur, başka firmalar kullanamaz. Bir yere kadar haklılar zira kimi telefonlarla iphone u yan yana koyduğunuzda şark kurnazı tasarımları ile aynen iphone gibi gözüküyor. Buraya kadar tamam ama kare ikonları olan, dokunmatik özellikli kısmı biraz yanlış. Düşünsenize, bu dört tekeri olan, karoseri olan herşey arabaysa, o  zaman araba Henry Ford’un buluşu olup, dünyada üretilen her araba için telif istemeleri gerekirdi. Ama mahkeme Apple’a hak verdi.

Sadece o kadarla da kalınmadı. Hani telefonda fotoğraflara bakarken büyütüp küçültmek için resmin üzerinde iki parmağımızı açıyoruz ya. Onun da bir Apple buluşu olduğuna hükmetti. E şimdi ne olacak?. Resim büyütüp küçültmek için çok pratik bir hareketti bu ve yerine geçecek daha pratik bir hareket düşünemiyorum doğrusu. Ayrıca bir el hareketinin patenti olur mu? Bu da tartışılması gereken bir konu aslında.  Eğer tonla para verip aldığınız bu telefonlardan bu basit ve pratik şeyler çıkarsa, o alet odundan farksız bir hale gelir. Tıpkı pili bitmiş bir telofonun tanımsız bir nesneye dönüşmesi gibi…

Olayın bir başka tarafı da var: Google. Google ürettiği ve geliştirdiği android sistemiyle ortalığı kasıp kavuruyordu. Ama telefon üretmiyordu. Samsung da bu sistemi telefonlarında kullanıyordu ve bu sayede çok yaygınlaştı. Uygulama geliştiriciler de android çekirdek sistemine göre yüz binlerce uygulama geliştirmişlerdi. Şimdi pek çok pratik özellik olamayacağına göre android ne olacak ya da android yüklü telefonlar ne olacak.  Ufak tefek sinyaller yakaldım bu konuda.

Samsung, windows 8 (mobile) yüklü bir telefon ortaya çıkarttı. Çaresizlik ve baskıdan olabilir elbette bu hamle ama devamı gelirse yani eğer samsung windows kullanmaya başlarsa, android küçük bir yaşam süresi sonunda ölebilir. Tıpkı google’ın pek çok diğer ürünü gibi. Google’ın böyle bir kaderi var malesef. Arama motoru olarak alternatifi yok ama diğer yaptığı atakların çoğu hep elinde patlıyor.

Ancak bu kadarla da kalınmayacağını biliyorum. Ne demişti Jobs? “Servetimin her kuruşunu android’i yok etmek için kullanacağım”. Şimdi ardılları devam ediyor. Anladığım kadarıyla bu dava sadece bir başlangıç. Eğer android çok zekice şeylerle ortaya çıkmassa ve samsung ondan vaz geçerse, artık yavaş yavaş helvasını yemeye başlayabiliriz gibi geliyor.

Peki tonla para verdiğimiz android telefonlarımız odundan farksız hale mi gelecek? Ama bu benim hatam değil ki. Gerekirse paramı almak için dava bile açarım Samsung’a. Ama sanıyorum bu olmayacak. Çünkü artık Samsung ya da google çok daha inovatif olacaktır. Bu durumda belki de biz android kullanıcıları çok renkli zamanlar yaşarız. Bekleyip görelim…

Reklamlar

Neden Mars’a Üçüncü Araç Gönderildi

image

Önce spirit ve opportunity gönderildi. Uzun süre keşif ve gözlem yaptılar. Hatta bir tanesi bozuldu ve diğeri ile yola devam edildi. Buraya kadar tamam ama hemen ardından da curiosity gönderildi. Daha gelişmiş olan bu robot neyin peşinde acaba. Amerika, Nasa’nın fonunu önemli ölçüde kısmış olmasına rağmen neden bu acele ve para bu hızla nasıl bulundu da marsa bir araç daha gönderildi?

Mars dünyaya en yakın ve üzerinde yaşam barındırma olasılığı en yüksek gezegen. Güneşten uzaklığı, yüzey ısısı onun yaşam barındırabilme şansını arttırıyor. Dolayısıyla Ay’dan sonraki ikinci hedef mars oldu.

Sadece bu kadar da değil. Geçmişten günümüze üzerine yazılan ve çizilenleri, çekilen filimleri bir düşünecek olursanız Mars’ın neden merak konusu olduğunun bir başka ayağını daha anlarsınız. Orson Welles’in “Dünyalar Savaşı” adlı radyo programı bunun için iyi bir örnektir. Marslıların dünyayı işgal etmesi mizanseni üzerinde olan bu yayın, televizyonun olmadığı 1938 yılında radyodan yapıldı; o kadar etkili olmuştu ki, millet olayı gerçek sanıp sokaklara dökülmüştü. Türünün ilk örneği sayılabilecek olan bu program, tv’nin yaygınlaşması ve film endüstrisi için çok cazip bir konu oluşuyla günümüze kadar çok örnekler vermiştir. Ben “Dünyalar Savaşı” nın orjinalini değil ama Jeff Wayne tarafından yapılan müziksel bir yorumunu dinlemiştim. (32.Gün’ün jenerik müziği, dinleyince hatırlarsınız.)  Eğer bulabilirseniz dinleyin derim. You Tube’de var. Link için tıklayınız…

Nasa da yaşam şansı yüksek olan bu gezegeni hedef koltuğuna oturttu. Robotlarını gönderdi; spirit ve opportunity. Uzun süre araştırma yapan bu iki robot pek çok fotoğraf ve toprak test sonuçları gönderdi dünyaya. Pek çoğu internette yayınlandı. Bunlardan benim için en ilginç olanları resimlerdi. Şöyle bir bakınca iç anadolu bozkırlarına bakıyormuşum etkisi yaratan fotolardı bunlar. Ama bunlar bir başka gezegenin fotolarıydı ve önüme kadar gelmiş olmaları çok güzeldi. Kaya, taş toprak. Ama başka bir gezegenden… (Galileo bunları görseydi ne yapardı acaba? Ya da onu yakanlar…)

Asıl araştırma su bulmak üzerine. Ama sprit ve opportunity su bulamadı. Yüksek yörüngede seyreden uydu ve dünya yörüngesinden Hubble ise su kanalları olabilecek toprak yüzey fotoğrafları gönderiyordu. Araştırmalar devam etti. Sonra ne oldu bilemiyorum ama su ya da herhangi birşey bulunsaydı herhalde duyardık.

Zaman içinde robotların birisi bozuldu ve durdu. Aslında bozulmadı. Güneş panelleri kumla kaplandı ve enerji üretemez hale geldi. Bu robotun durumu hakkında da pek bilgim yok. Zaten uzun sürede marstan yeni bir haber gelmedi. Tek duyduğum suyun bulunması gerektiği ama belki gezegenin kutuplarında ya da toprağın altında olması üzerine giden fikirlerdi. Ancak bu noktadan sonra epey kopmuşum ki, üçüncü robotun yani curiosity nin ne fırlatılışını ne de gezegene inişini duydum. Oysa spirit ve opportunity’nin inişi sırasında nasa görev  odasını canlı izlemiş, robotlar indikten sonra gelen sinyal ile bütün ekibin ayağa fırlayıp, sevinç çığlıkları attığını görmüştüm.

Curiosity’den de tesadüfen haberim oldu. Bir gün tv de bir aracın, kendini jet iticileri ile dengeleyerek iniş animasyonunu gördüm. Herhalde balonlar içinde inmekten başka yeni bir iniş yolu bulmuşlar ama ya bir fırtına çıksa bu iticileri düzenleyecek ve dengeyi koruyacak bilgisayarın gerçekten çok hızlı olması gerektiği gibi düşünceler içinde yüzerken bunun mars’a inen üçüncü aracın iniş simulasyonu olduğunu ve aracın sağlıklı bir biçimde indiğini öğrendim.

Üçüncü araç?  Neden? Hemen oturdum internetin başına, başladım eşelemeye (eşeleme fiilini bilerek kullanıyorum zira internette doğru düzgün bilgiye ulaşmak için artık eşelenmek gerekiyor). Bu aracın curiosity (merak) olduğunu, spirit  ve opportunity’e göre çok daha gelişmiş bir araç olduğunu, daha derinlemesine araştırmak için donatıldığını öğrendim. Ama birşey daha öğrendim: 4. bir aracın daha tasarlandığını ve bu aracın tıpkı rontgen cihazı gibi görünenin ardına bakmak için tasarlandığı… İşte bunu da öğrenince aklıma sorular yağmaya başladı. Birşey mi bulundu (ve gizleniyor bizden) acaba. Bu aklıma gelen ilk soruydu.

Birşey bulundu da gizleniyor mu acaba? Neden olmasın. Olasılık dahilinde. Ama ne bulunmuş olabilir ki? Su bulamadık demişlerdi. Su toprağın altında olabilir. Hayatta, bu bağlamda, toprağın altında var olmuş olabilir. Spirit ve opportunity toprağın üstünü araştırmak için tasarlanmıştı. Acaba bir ip ucu mu yakaladılar da curiosity gönderildi? 4.araçta toprağın altının rontgenini mi çekecek?

Ya da ilk uzay kolonisi için mi uğraşıyor Amerika?. Bu da olasılık dahilinde. Ne de olsa böyle planlar olabilir. Ama bir üs kurmak için bu kadar detaylı araştırmaya ne gerek var?

Belki de sahiden sadece araştırmadır. Günümüzde bilgi sadece öğrenmek için yapılan bir iş olmanın çok uzağında bir kavram. Daha ziyade, silah yapmak için ya da ticari ürün yapıp para kazanmak için kullanılıyor. Amerika da ucunda bir kazancı olmayan işlere girmeyen bir ülke olduğuna göre sadece bilgi için yapılan bir araştırma olduğunu sanmak çok saflık olur. Düşünsenize marsa bu kadar araç gereç göndermenin maliyetini. Sadece görelim, bakalım kadar basit olamaz gibime geliyor bana.

Gene de iyi niyetimi korumak istiyorum. Herhalde birşeyler ya bulundu yada bulunması doğrusunda kuvvetli deliller var. Bilemiyorum ama ucunda birşeyler olmasaydı bu kadar para harcanmazdı.

Küçük bir not; yazıda normalin üstünde hatalarım olabilir, affola. Çünkü yazıyı yazarken çevremde bir yığın gürültücü çocuk cirit atıyor, sigaradan sesi kartlaşmış ve o sesle kahkaha atan teyzeler arkamda oturuyordu.

En Değerli Şirketler Hep Yazılım Şirketleri

image

Dünyanın günümüze kadar en büyük şirketleri gördüğüm kadarıyla yazılım şirketleri. En hızlı büyüyen şirketleri de yazılım şirketleri. Herhalde nesnel ya da fiziki bir şey üretmiyor olmaları, ürettiklerinin dijital yolla kayıpsız kopyalanabiliyor olması ve tabi bunun üzerine bir de reklam-pazarlama ağlarını iyi kullanıyor olmaları, onları ister istemez çok hızlı bir şekilde büyütüyor.

Geçtiğimiz on yılın en büyük ve en hızlı büyüyen şirketi Microsoft idi. Şirketin piyasa değeri yanlış hatırlamıyorsam 620 milyon $. Bu, tarihteki en büyük piyasa değeri bir şirket için. Nasıl oldu bu?

Bilgisayarın çok işlevselliği satış patlaması ile sonuçlandı. Pek çok büyük firma daha akıllı otomasyona geçmek için bilgisayar kullanımına önem verdi. Dolayısıyla büyük firmalar yüklü bilgisayar alımları yaptı ve bunun sonucu olarak, intel gibi hardware devleri ortaya çıktı. Ama satışlar bu güne göre sınırlıydı çünkü ev kullanıcısına ulaşmıyor, kişisel kullanım pek de mümkün olmuyordu. Elbette fiyatlar zaman içinde düştü ama bilgisayar kullanmak genede sıradan bir insan için hiç kolay değildi zira, bırakın kullanıcı dostu arayüz olayını, arayüz bile yoktu.

İşte bu boşluğu Gates ve Jobs doldurdu. Ve zengin oldular. Ne zaman standart insanın rahatlıkla kullanacağı bir arayüz ortaya çıktı( windows ve OS) bilgisayar kullanımı standart insanlara açıldı. İşte o zamandan beri insanlar bilgisayar almakta ama onu kullanacak arayüze yani işletim sistemine de ücret ödemeye başladılar. İşte Gates’i zengin eden buydu. Böylece windows çok kısa bir zamanda tarihin en değerli şirketi oldu.

Bugün ise bir başka şirket bu rekoru geçerek tarihin en değerli şirketi oldu. Apple. Windows ile aynı zamanlardan beri var olan şirket, içinde bulunduğumuz on yılın ve tarihin en değerli şirketi oldu. Değeri: 623 milyon $. Bu büyüklük apple için muazzam. Peki bu başarı nasıl yakalandı.

Apple’ın başarısı büyük oranda macler dayanmıyor, daha ziyade iphone, ipad ve bunlara yüklenen uygulamalar sayesinde bilişim olayının yönünü değiştirmesine dayanıyor.  Apple bilgisayar dışında ürettikleri aletlere gündemde olan bir bilişim firması. Ve en büyük olayıda iphone. Devrimsel bir buluş olan iphone ve hemen arkasından gelen ipad ile bilgisayar ve laptop çağı kapandı diyebiliriz. Öyleki ben dahil çoğu kişi artık akıllı telefonlar sayesine bilgisayarlarımızı film izlemek dışında açmaz olduk. (Film izlemek için büyük monitör gerekliliği var elbette, küçük cep telefonu ekranında hiç zevkli olmuyor). İşte bu değişim Apple’ı zirve yaptı.

Dolayısıyla bilişim sektörünün ne kadar güçlü olduğu belli. Bu durumda çocukları bilişime yönlendirmek hala çok akllıca.

Eskiden windows varken, herhalde bunun yerine geçecek bir program olmayacak diye düşünürdüm. Ama öyle olmadı. Bilgisayarınız varsa elbette windows ama artık kim bilgisayar kullanıyor ki….

Artık akıllı telefonlar gibi cebe sığan ve bilgisayarlarla yaptıklarımızın daha ötesindeki şeyleri yapan aletler kullanıyoruz. Bu aletleri kullanmakta çok akıllıca. Mesela GPS desteği çok önemli, fotoğraf çekebilmeleri ve en önemlisi cepte taşınabiliyor olmaları bir harika. Herkesinde ihtiyacı var bunlara. Yapanlar da zengin oluyor.

Bütün bu aletlerin üzerinde çalışan şey de yazılım. Yazılım olmadan alet saçma birşey oluyor. Bu durumda da her alet için bir yazılım gerekli. İşte bu yüzden yazılım firmaları çok büyük ve büyük olmaya devam edecekler.

Ama sadece yazılımla da dev olunmaz. Yazılım için gerekli donanımı da üretip beraberinde satmak daha önemli ve değer arttırıcıdır. Yani Apple’ın yaptığı gibi.

Tatilde Kitap Okumak İstiyorum Ama…

Tatildeyim. Kitap okumak istiyorum ama kitap almayı unutmuşum. Ama neyseki telefonum yanımda diyerek e kitap alıp okumanın iyi bir fikir olduğunu düşündüm. Ama yanıldığımı anladım. Zira bu iş bu ülkede çok kötü bir halde. En azından türkçe üzerinde. Continue reading →