İnternet ve Mahremiyet: Kişisel Bir Değerlendirme (Kısaca)

Uzundur üzerine yazmak istediğim bir konudur,  internet ve mahremiyet konusu. Bu gün çat pat biraz ele alacağım nihayet ama kendimce ve kısaca. Kişisel alan, sınırları, online sistemler, bunların izlenebilirliği üzerinde duracağım. Çok teknik bilgim yok ama düşündüklerim var.

Bundan çok önce değil 15-20 sene önce internet ve dijital sistemler hayatımıza girmeye başladı. İlk internet yani benim bildiğim ilk internet gopher sistemiydi. Bilgiye ulaşmak için, menülerden seçim yaparak ilerlenir hatta bulunan bir resimse eğer onu görebilmek için bir yazılım yüklemek gerekirdi. Çoğu genç arkadaşım bu sistemleri hiç görmediler. Yeşil monitörlü, bilgisayarlar vardı o dönemde. (Öğrencilik yıllarım). Sonrasında internet html dili sayesinde zenginleşti. internet 1.0 diye tanımlanan ilk internet ortaya çıktı ama interaktif değildi. Sadece yapılan web siteleri vardı ve bunları okur izlerdik, sonrasında iş ilerledi ve internet 2.0 ortaya çıktı. Artık internet interaktif olmuş ve içeriğe yorum eklemek mümkün olmuştu. Şu an ise artık, internet sayfasının içeriğini, web tasarımcısının oluşturmadığı, kullanıcılar tarafından oluşturulduğu bir internet düzeni içerisindeyiz ki bunun en tepe noktası olarak sosyal paylaşım siteleri bulunuyor.  Eskiden adımızı bile paylaşmak istemeyip, takma isimler kullanarak kaydolduğumuz bir düzen yerine gerçek adlarımızı kullandığımız, hatta bununla da kalmayıp, özgeçmişlerimizi paylaştığımız durumlar söz konusu. Sadece o kadar da değil, fotolarımız, beğendiklerimiz, yorumlarımız internetin içinde. Kısaca çok şeyimiz internetin içinde. İşte bu durum insanlarda yani bazılarında bir takım huzursuzluklar yaratıyor.

Kuşkulanıyoruz. Zeitgeist’te, insanların bilgilerinin direk dolaşımda olduğu, mahremiyetin olmadığı bir düzenden bahsedilir. Hatta insanların bu bilgileri zorlama olmaksızın, kendi istek ve rızalarıyla ortaya koydukları bir durumdan bahsedilir. Belgeseli izleyince, “aa ne kadar ütopik” diyebiliriz ama bu gün yaptığımız aslında resmen bu. Hepimizin fotoları, bilgileri, blog yazıları bir şekilde bir yerlere kayıtlı. Aramalarda ortaya çıkabiliyor. Hatta unuttuklarımız bile karşımıza çıkıyor ki, kuşku iyice artıyor. Örnek: Facebook.

Facebook örneğine bir değinmek isterim. Ben de dahil olmak üzere çoğumuz facebook kullanıyoruz. Uzun zamandır da kullanıyoruz ama facebook ne zaman timeline denen saçma ve aptal düzene geçti, bir baktık ki, yıllar önce yaptığımız, ettiğimiz, yorumlarımız, fotolarımız, hepsi ama hepsi depolanmış ve önümüze çıkıyor. Bu bilgiler niye burda, niye kaydım tutuluyor?.  Bunlar burdaysa, şimdi iddaa ettikleri gibi bunları sadece büyük şirketlerin reklam ve ürün satma stratejileri doğrultusunda kullanılıyor ise pek ala başka şeyler içinde kullanılması çok olası. Hem de haberimiz bile olmadan.

Sadece bu kadar olmadığını da düşünüyorum. Mesela Google. Aradıklarımızın kaydını tutuyor. Neden? Aramalarımıza göre doğru internet reklamlarını karşımıza çıkartmak içinmiş. Aramalarımızdan yola çıkarak, kişisel bir profil bile oluşturuyor google ve bunu reklam amaçlı kullanıyor. Ama pek ala başka şeyler içinde kullanılabilir.

Şimdi bunların hepsi tamam. Anladık. Kişisel mahremiyette sıkıntılar var. Her bir şeyimiz ortalıkta gibi düşünebiliriz. Yanlış bir yaklaşım değildir ama “her şeyimiz” değildir ortalıkta olan. Şimdi bu noktadan sonra, bir başka bakış açımı ortaya koymaya çalışacağım.

Ortalıkta olan şeyler, “herşeyimiz” değil aslında. Yani bu konuda paronaya yapmaya çok da gerek yok. İşkilenebiliriz ama paronaya çok da gerekli değil. Şöyle bir düşünün. Mesela facebook’a koyduğunuz fotoları, dinlediğiniz müziği paylaştığınızı, başka birinin paylaşımını paylaştığınızı. Bunlar sizin hakkınızda belirli bir takım karekter ip uçlarını verebilir, doğrudur ama yüzde yüz sizi anlatmaz elbette. Hatta çok uzak kalır. Mesela kendi facebook hesabımda paylaştığım foto albümlerinden birisi: “Geçen kış”, eşimle ilk kar yağdığında sokağa çıkıp bir birimizin fotolarını çekmişiz. Bu ne ki? Bundan ne gibi bir analiz ve sonuç çıkartılabilir ki? Bir sonuç çıksa bile bu kimin işine yarayacak bir bilgi olabilir ki? Ya da yakın zamanda, sergi fotolarım, bunlar kimin işine yarar bilgiler barındırabilir ki? Bunlar ne bilgi toplamaya yarar ne de şirketlerin ürün pazarlamasına yarar. Ha olsa olsa başkalarının yayınladılarını beğenmek, yorum yapmak belki bir ölçüde ne düşündüğümüzü ortaya serebilir, bu da pek çok insana kim olduğumuzu, hangi görüşte olduğumuzu gösterebilir ki, işte bu nokta biraz sıkıntılı olabilir. Hele de blog yazıyorsanız, benim gibi, daha da ortada duruyorsunuz demektir. Burası biraz sıkıntılı işte. Edilen lafa dikkat etmek gerekiyor o zaman ama çok da değil.

Dediğim gibi, çok teknik bilgim yok konu üzerinde ama şunu pek ala söyleyebilirim: işgillenmekte haklıyız, dikkati elden bırakmamak gerekiyor ama paronayaya gerek pek de yok. Çünkü, ne paylaşıyoruz ki internette. Devlet sırları değil, endüstriyel sırlar değil. Daha ziyade, gündelik şeyler paylaşıyoruz. Bunun, kimseye de bir zararı yok. İşte bu yüzden de paronayaya gerek yok.

Bu konu üzerine daha geniş yazmak isterdim zira, ele alınabilecek pek çok nokta da vardır kuşkusuz ama verdiğim ip ucu düşüncemin gerisini de anlatmıştır diye düşünüyorum.

Reklamlar

Yorumlarınızı Bekliyorum...

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s